Süleyman Hurma'nın Türk futbolunun sorunları ile görüş ve önerileri

18.04.2021 13:49:47
Süleyman Hurma'nın Türk futbolunun sorunları ile görüş ve önerileri
biz bütün sorunlarımızı tartışırken parça parça tartışıyoruz

Yaklaşık 20 dakikanızı alacak bir yazı.. Okumayı ve futbolu sevenler mutlaka bu yazıyı okumalı.. Dolu dolu futbol, farklı ve bilimsel bakış açısı.
SÜLEYMAN HURMA’NIN TÜRK FUTBOLUNUN SORUNLARI HK. GÖRÜŞ ve ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
[Be United-Son Bölüm]
Karagümrük
Türkiye’deki Futbol İklimi
“Biz bütün sorunlarımızı tartışırken genel de parça parça tartışıyoruz. Mesela bir olay olur, Cenk sakatlanır, zemin sorumuz aklımıza gelir. Bunu bir müddet konuşuruz. Bir süre sonra da bir kenara bırakırız. Sonra kulüplerimiz batar bu işin ekonomisini bir müddet konuşuruz yine. Transferde hatalar yaparız. Onu konuşur onu bırakırız. Gecekondu yapımı gibi anlayışımız bizim maalesef hala sürüyor. Son 20 yıldır Türk futbolu hiçbir gelişim kaydedemiştir. Futbolda başarılı olmanın yolu ekonomik, sportif ve sosyolojik olarak iyi olmaktır. Şimdi sosyolojik olarak bakalım. Bütün takımlarımız birbirimizle kavga ediyor. Herkes herkesten nefret ediyor, herkes herkese küfür ediyor. Mesela Mesut Özil geldi, biz önemli bir oyuncu Türkiye’ye geldi diye takdir ettik insanlar ayağa kalktı. Size mi kalmış diye. Bizim futbol markamız için çok önemli böyle bir oyuncunun gelmiş olması. Sonra Muslera dönünce ‘Hoş geldin Muslera’ diye yayınlayınca baktılarki biz takım ayırmıyoruz. İklimimiz bu açıdan kötü. Sadece kavga edip küfrediyoruz. Hakaret ediyoruz.”
Gecekonduyu Yıkmalıyız
“Protokol tribünlerindeki rezaletleri görüyor musunuz. Şu anda seyirci yok ama protokol tribünleri kale arkası tribünlerinden daha rezil durumda. Ağza alınmayacak ifadelerle futbolculara, hakemlere, rakiplere küfür ediliyor. Ve bunu alışkanlık haline getirmiş kulüplerimiz var. Ama bu onların suçu değil. Bu oluşturduğumuz futbol ikliminin suçu. Biz bu anlayış, yasalar ve futbol yönetme biçimiyle kesinlikle taktik, ekonomik ve sosyolojik olarak bir yere gidemeyiz. Kabul etmemiz gereken bir şey var. Bizim bu gecekonduyu yıkmamız lazım. Çünkü bu gecekondunun izolasyonu, elektrik, su ve doğalgaz sitemi planlaması kötü. Bu her rüzgarda yıkılacak gibi her yağmurda su alan bir iklim. Bunu tek tek beceremeyiz. Biz öncelikle duracağız. Futbol insalarıyla masanın etrafında bir araya geleceğiz. Dünyanın heryerinde işadamları futbola yatırım yapabilir ama futbol yönetmez. Almanya’da hiç iş adamı yok mu mesela? Federasyon başkanı olmuyor. İngiltere’de yok mu? Oralarda bu iş adamları gelir futbola yatırım yaparlar kendilerine lazım olan bilgiyi de oraya doğru profesyonelleri koyarak elde ederler. Ancak bizim kulüplerimiz profesyonel değil. Kulüplerimizin tamamı dernek. Şimdi dernek olan bu kulüplerimizin tamamı önümüzdeki üç dört yıl içerisinde bekleyen tehlike kayyuma kalmaları. Çok net söylüyorum. Buna büyük(!) kulüplerimizde dahil. Bankalarla yapılandırma yapıldı. Futbol oynayarak bu borçlar ödenemez. Kayyuma kalır. Bir kere bu düzenden kurtulmamız lazım. Devlet nereye kadar destek verecek ve bu nereye kadar gidecek? Bundan kurtulmanın tek yolu bu kulüplerin tamamının şirketleşmesi. Ama kulüplerin derneklerinin şirket kurması değil sahiplerinin olması. Sahipli işe döndüğü zaman bu para pul meselesi ve bilançolar hemen bir yere oturacaktır. Onu zaten çözmeye başladığınız zaman doğruları yapmaya başlayacaksınız. Artık futbolcu almak sizin için önemli olacak. Futbolcu yetiştirmek, teknik direktör almak sizin için daha da önemli olmaya başlayacak. Bizim öncelikle bu gecekonduyu yıkıp yerine yeni bir bina yapma zorunluluğumuz var.”
Yorumcuların Seviyesi
“Taktik olarak Avrupa’dan 20 yıl gerideyiz. Yorumcularımıza bakın onlar bile bilmiyor. Oyuncular ve oyun üzerinden taktik konuşuyorlar televizyonlarda. Konuşabildiğimiz tek şey hakem. Konuşabildiğimiz tek şey oyuncunun performansı. Çünkü oyunun bütününü biz bilmiyoruzki bütünlüğüyle ilgili konuşalım. Biri çıkıyor diyorki ‘İyi pas yapar, bulduğu pozisyonları değerlendirir, rakibe de gol pozisyonu vermezse yener.’ Zaten onu herkes öyle biliyor. Ben de diyorumki ‘Karagümrük Barcelona’ya karşı iyi pas yaparsa, rakibe pozisyon vermezse, bulduğu pozisyonları değerlendirirse Barcelona’yı yener! Hemde farklı yener!!!’ Bunun nasıl olması gerektiğiyle ilgili bir fikrimiz var mı? Yok. Peki antrenör yetiştirebiliyor muyuz? Maalesef yetiştiremiyoruz. Peki hangi düzende yürütüyoruz bu ilişkileri? Önce ona bakalım!”
Oyun Kalitesinin Önemi
“Bugün ülkemizdeki antrenörlerin önemli bir kısmı günde üç saat çalışarak bu işin yapılabileceğini zannediyor. Bu aslında günde 18-20 saat çalışarak yapılabilecek bir iş. Dünyada insanlar matematikçileri, istatistikçileri hatta yapay zekayı taktitğin içine soktular. Biz bunla nasıl başa çıkacağız? Mesela sıradan bir takım çıkıp bizi eliyor. Kalitesinin çok yüksek olmasından değil. Oyun gücü çok yüksek. Oyun kaliteside yüksek olduğu için biz o oyunu çözene kadar kaybediyoruz maçı. Çözmeiyoruz da. Diyorlar çık önde baskı yap. Mesela biz bu hafta geriden başladık. Bazıları dedilerki Galatasaray ile dalga geçiyorlar. Galatasaray ile biz niye dalga geçelim? Takımın oyun planı bu. Bunun ne olduğunu bile anlamıyor yorumcu. Yorumcunun anlamadığı yerde antrenör de anlamıyor. Antrenörün anlamadığı yerde diğerleri anlamıyor. Dolayısıyla kesinlikle yıkılıp yapılmamız lazım. Başka türlü tek tek hiçbir sorunu çözemeyiz. İyi niyetli de olamayız.”
Yerde Yatanlar
“Ben hırsız gibi maç kazanılsın istemiyorum. Bütün takımlarımız yerde yatıyor. 1-0 öne geçen topu dağlara taşlara vuruyor. Kimse yerden kalkmıyor. Zappingliyorum kumandayı, hangisine geçsem aynı. Ben bunu istemiyorum. Bu şekilde hırsız gibi maç kazanılmaz. Hiç futbol oynamadan, bir tane kontratak bulucam ve maç kazanıcam! Evet o maçı kazanabilirsin ama günün sonunda futbol dediğimiz iklimi kaybediyoruz. Ve günün sonunda West Ham bizim en büyük kulübümüzden daha zengin oluyor. Onlar bizim bu kulübümüzden bir oyuncuyu istediği zaman oyuncu transfer için orayı tercih ediyor. Çünkü orada oynanan futbol ve futbol iklimi ile oluşturdukları ekonomi daha yüksek. Biz bu yolla bunu düzeltemeyiz. Yerde yatarak düzeltemeyiz. Hocalar duyuyorum kalecisine bas bas bağrıyor ‘Kullanma atışı’ diye. Bu olur mu?. Üçüncü dakikadan vakit geçirmeye çalışan takımlar var. Biz bu oyunu oynamayacak mıyız? Veya oynamayacaksak bu seyredilir mi? Onun için artık futbol oynamaya da dönmeliyiz. Bu yerde yatmayı seyirci de medya da dışlaması lazım. Bazı maçlar oynanmıyor. Bazı takımlar var bunu adet edinmiş. İsimlerini vermek istemiyorum ama onlardan bir gol yerseniz o maç oynanmaz. Mümkün değil. Ne yapıp edip oynatmıyorlar maçı. Bu bizim futbolumuzu ve futbol ekonomimizi geliştirmediği gibi oyuncu da çıkarttırmıyor. Mesela scootun biri geliyor maç seyretmeye. Uyuyor adam maçta! Ordan futbolcu alır da Milan’a götürür ve 40 Milyon Euro verir mi? Siz olsanız verir misiniz? Çünkü kıyaslama yapamıyorsunuz. Oyunun temposu düşük. Taktik kalitesi zaten düşük. Bundesliga’nın üçte biri seviyesinde sprint atıyoruz. Bu ne demek biliyor musunuz? Üç kat daha gerideyiz.”
Yanlışa Prim Kazandırmak
“Özellikle hakemlere de söylemek istiyorum. Onlar da bu oyunu destekliyor. Çünkü onların da fizik kalitesi yeterli değil. Bunu da kabul etmeleri lazım. Çünkü sürekli oyun duruyor ve konuşuyorlar röportaj yapar gibi. Ne anlatıyorsun? Oyununu oynat! Veya oyuncu gerçekten sakatladı mı? Bunu hisset. Oyuncularında iyi niyetli olması lazım. Ben kendi takımıma hep söylüyorum. Ama sizde ekranlarda yorum yaparken hırsız gibi maç kazanan takımları deşifre edin. Söyleyin! Veya hırsızlık yapan oyuncuyu söyleyin! Çünkü bu gerçekten hırsızlık. Oynamak için sahaya çıkmış sen oynamamak için elinden gelen her şeyi yapıyorsun. He oynarsın kaybedersin bu hepimiz için geçerli bir şey. Ama oynamamak üzerine kurulu olursa ayrı. Mesela bazı oyuncular var. Tekme atmak üzere sahaya çıkıyor. Ve bunlar belli artık. Hakemlerin bunları tespit edip oyun dışına bırakması lazımki biz doğruya prim kazandıralım. Yoksa yanlışa pirim kazandırdığımız zaman yayıncı kuruluş da biz kulüplerde kaybediyoruz. Durumumuz ortada. Hep birlikte bu ürünü yukarıya çıkarmamız lazım.”
Süper Lig A.Ş. Olmalı
“Şener Erzik Bey’den Allah razı olsun. Ben Trabzonspor’dan ilk çalışıp ayrıldıktan sonra bir yıl Arsenal’e staja gittim. Orada Premier League’de de çalışma fırsatı buldum. Ardından Leeds United ve Manchester United’a da gittim. O günden beri, yıl 1996, Türkiye’de Süper Lig A.Ş.’nin kurulması gerektiğini, kulüplerin kendi pazarlamalarını yapmasının gerektiğini ve amatör futbolla profesyonel futbolun ayrılması gerektiğini savunuyorum. Bu çünkü başka bir iş. Biz o günden bugüne bunu yapamadık. Avrupa’da yanılmıyorsam Süper Lig’i A.Ş. olmayan Bosna Hersek ile biz varız.”
Kulüpler Birliği’nin Yapısı
“Kulüpler Birliği diye söylüyor ya insanlar. Kulüpler Birliği’nin hiçbir yetkisi yok. Biz orada iyi niyet temsilcisi gibiyiz. 21 kulüp başkanı toplanıp bazı sıkıntılarımızı dile getiriyor ve bunları kalkıp federasyona veya devlet kuruluşlarına söylüyoruz. Onun haricinde bir şey yapma imkanımız söz konusu değil. Bir kere kesinlikle Kulüpler Birliği A.Ş.’nin de kurulması ve bunun yanında yasalarca tanınıp futbolun diğer medeni gelişmiş ülkelerde olması gerektiği şekliyle bizde de yürütülmesi gerekir.”
PCR Testi 1 Milyon TL
“Pandemiden bir sürü problemlerimiz var Mesela yayın ve gişe gelirlerimiz başta olmak üzere sıkıntılarımız oldu. Ama vergimiz üç katına çıktı. Hiçbir destek hiçbir yerden alamadık. Aşı bile olamadık. PCR testini bile yaptuıramadık. Şu ana kadar 1 Milyon TL’nin üzerinde pcr testi parası ödemek zorunda kaldık. Ekonomimiz zaten bozuk. Bir de bunlarla uğraşıyoruz. Bizim maçımıza İtfaiye geliyor para alıyor. Devlete biz, futbolcu ve seyirci vergi veriyor. İtfaiye niye mesela 5-10 milyon para alıyor. Yangın çıksa gelmeyecek mi zaten? Öyle bir şey oluşturulmuşki bize para gelmeden bize gelen para gidiyor. Lisans alırız, profesyonel futbolcular ve antrenör derneğine öderiz. Ben niye oraya ödüyorum. Veya niye ödüyorsak Tabipler Odasına da ödemiyoruz. Çünkü doktor da çalışıyor kulüpte. Avukatta çalışıyor niye Baro’ya ödemiyoruz. Futbol amatörken bir kültür oluşturulmuş onlara da bir şey çıkalım bunlara da bunu yapalım şeklinde. Bir kere biz personlimizin maaşını veremiyorken ipe sapa gelmez yerlere ipe sapa gelmez paralar ödemek zorunda kalıyoruz. Bütün bunları futbol federasyonundaki canı yanmayan insalarla halletmek mümkün değil. Dolayısıyla Kulüpler Birliği ve kulüplerimizin bir an önce acilen, mümkün olan en kısa sürede, profesyonelleşmesi lazım. Bunun yasalaşması çok zor bir şey değilki. Gideriz devletimizin insalarına derdimizi anlatırız oturur gideriz derizki ‘Efendim futbola bu lazım. Neden lazım şundan dolayı lazım.’ Onlar ikna olursa niye karşı çıksınlarki? Buradaki sorun şu. Şahsi çıkarımız için mi gerçekten doğru olduğu için mi.”
Başkanların Değişimi ve Kaynak Sorunu
“Bütün kulüp başkanlarınla paylaşıyorum. Burada iki sıkıntı var. Birincisi kulüp başkanlarının çoğunun değişken olması. Yani şirket olan ve tamamen dernek olan kulüplerimiz var. Bir de derneklerin kurduğu şirketlerle yönetilen kulüplerimiz var. Böyle olduğu zaman bu kulüp başkanlarımız konuyu başından sonuna kadar anlayana kadar kulüpten ayrılmış oluyor. Sonra yeni birisi geliyor. Çünkü o acıları yaşamamış ve şöyle zannediyor gelen de. Kendinden öncekiler kötü yamış, onlar hırsızdı, uğursuzdu, düzenbazdı! O yüzden kulübü bu hale getirmişler! Ve her şeyi iyi yapacak zannediyor. Oysaki bugün söylüyorum bizim kulüplerimizi bu düzenle kim yönetirse yönetsin iyi yönetme olasılığı yok. Çünkü düzen ona uygun değil. Siz yuvarlak bir şey üretilen makineden dört köşe bir şey nasıl çıkartabilirsiniz. Herkes çıkıyor diyorki ‘Bu transfeler ne kadar kötü yapılıyor.’ Bütün yorumcularımızın birleştiği konu kulüplerimizin transferleri kötü yapması. Bende diyorumki transferin bu ülkede iyi yapılma olasılığı yok. İstisnalar hariç. Nedenini konuşmamız lazım. Mesela gittik oyuncu seyredeceğiz. Kalktık Arjantin’e gittik. Estudiantes - San Larenzo maçını seyrediyoruz. Bir baktık orada 6 numaralı oyuncu çok iyi oynuyor. Listeden de baktık yaşı 21. Kafanı şöyle bir çeviriyorsun. Bayern Münih’in, Porto’nun, Benfica’nın, Barcelona’nın, West Ham’ın, Newcastle’nin, Arsenal’in scootu var. Senin gördüğünü onlar görmüyor mu? Biz daha mı iyi biliyoruz? Oyuncu sana mı gider onlara mı? Birincisi bu... İkincisi biz burada futbolda para var falan diye konuşuyoruz. Türk futbolunda para falan yok. En önemli sorunlarımızdan biri kaynak. Olmayan parayı harcamak. Bugün Premier League’de ödenen menajerlik ücreti bizim ödediğimiz paralardan çok. Biz daha kendi futbolumuza kaynak üretmeyi bilmiyoruz.”
İnsanımız Fakir
“Sponsorluk yasasıyla ilgili de çok ciddi sorunlarımız var. Elimizde bir yayın ve bazı takımların hasılat geliri var. Efendim diyorlar yurtdışında şöyle yapılıyor. İyi de orası Almanya. Adam alıyor 5.000 Euro maaş. 150’sini bir bilete veriyor. Ben Karagümrük’te 20 lira yaptığım zaman bileti insanlara pahalı geliyor. Bunu kabul etmemiz lazım. Bizim insanımız fakir. Ben burada Karagümrük taraftarına nasıl yapayım 200 lira bir bileti. Bırak Karagümrük’ü Trabzon’a, Anadolu’ya git. 50 lira yaptığımız zaman pahalı geliyor insalarla. Kayseri’de de benzer sıkıntıları yaşıyorsun.”
Hepimizin Suçu Var
“Burada mesela maçı yorumlarken ‘Bu oyuncu transfer edilir mi?’ diyorlar. Bende diyorumki bu oyuncu transfer edilir. Başkasını tansfer edemezsiniz zaten. Çünkü sen 100 milyon Euro bonservis parası verebilir misin? Yok. 50 de veremezsin. Peki veriyor musun? Hayır. Ne arıyorsun? Sözleşmesi bitmiş oyuncu. Kimin sözleşmesi biter? Yaşlı ve işe yarayamanın! Yaşlı oyuncu dediğin nedir? İnişe doğru geçen. Birisi geliyor van Persie gibi çakılıyor. Biri geliyor Drogba gibi paraşütle iniyor. İnicek ama hangi seviyede inecek? O yüzden bizim iyi oyuncu transfer etme şansımız yok. Bir kere bunu taraftarlar bilsin. Biz futbol iklimizimizi ve ekonomimizi düzeltmeden, doğru ortam oluşturmadan iyi tansfer yapamayız. Bunun kişilerle ve seyretmeyle ilgisi yok. İstediğin kadar seyret. Onların git demediği hiç bir oyuncuyu alamayız. Biz parlatmak derken kendi rekabetimizin içinde parlatıyoruz. Uluslararası rekabette bunu yapamıyoruz. Çünkü oyuncularımız artık o taktiği uygulayabilecek durumda değil. Temposu, sprint ve km mesefasei ona uygun değil. Mesela Karagümrük - Fenerbahçe maçında birileri parlıyor olabilir ancak Karagümrük - Paris Saint Germain oynadığında o parlaklığı göremiyoruz. Kendimize konuşuyoruz. Mesela Abubakar kendisini Porto çok istiyor da gelmedi buraya. ‘Git’ dedi de geldi. Şimdi sen aynı Porto’yu onunla yenemezsin. Ben üç dört sene önce söyledim: Türk futbolu Azerbaycan ve İran futbolunun altına gidiyor diye. Bugün dünya sıralamasında geldiğimiz nokta bu. Bunun nedeni de üzülerek söylüyorum ki bende dahil olmak üzere hepimiziz. Çünkü biz gidip devletimize kendi öz çıkarlarımızdan sıyrılıp kulüplerinin ve yönetme biçimlerinin nasıl olması gerekitğini anlatmadık! Çok ciddi bir zaman kaybediyoruz bunun için de. Hiç konuyla uzaktan yakından ilgisi olmayan insanlar ahkam kesiyor ve hiçbir şey yapmadan gidip devlet yetkililerine bilgi veriyor. Tvlerde tartışamıyoruz bu konuyu. Çünkü kimsenin ilgisini bu çekmiyor.”
Her Şeyi Bilen İnsanlar
“Çok net söylüyorum biz bugün yasalarımızı ve yapımızı değiştirelim maksimum beş yıl içerisinde Fenerbahçe, Galatasaray Beşiktaş ve Trabzonspor Avrupa’nın en zengin kulüplerinin arasına girer diğerlerimizde en önemli kulüplerinden oluruz. Çünkü bizdeki tutuku ve potansiyel diğerlerinde yok. Ben Manchester’da yaşadım. Bir milyon nüfuslu bu şehrin United ve City olmak üzere iki takımı var. Ama bugün milyarlarca para kazanıyorlar marketingden. Bizim Türk takımlarının 20 milyon tutkulu taraftarı var ama biz onu paraya dönüştürebiliyor muyuz? Neden dönüştüremiyoruz çünkü daha güncel problemlerimizden kaynaklı sorunlarımızı halledemiyoruz. Manchester United 96 yılında müzesini yapmak için 5 milyon Pound harcadı. Ben gezerken dedim ‘Bu parayı nasıl çıkaracaksınız?’ Dediler ‘Müzeyi senede 500.000 kişi geziyor ve her girişe 10 Pound alıp 1 yılda amorti ediyoruz. Bir de bunun yanında geliyorlar forma alıyorlar yemek yiyorlar vs.’ Biz statlar yaptık statlarımız atıl duruyor. Yazık günah devletimizin ve milletimizin parasına. Bu statları 24 saat 365 gün çalışabilir hale getirmemiz lazım. Bir yere gittik, 400 500 Milyon TL para harcadık. Koyduk bir yere 15 günde bir maç yapılıyor ve onunda zeminine bakmamıyoruz. Çünkü zeminin nasıl olması gerektiğini bilmiyoruz. Güneş almazsa nasıl çim koymamız gerektiğini, havalandırma olmazsa ne olur, rüzgar nereden eserse ne oluru bilmiyoruz. Amsterdam Arena’nın zemini yılda 8 defa değişiyor. O sistemi oluşturuyor insanlar ve bu da milyonlarca paraya değil 8 defa değiştiği bilindiği için bu çimler bir yerlerde hazırlanıyor. Bizim ülkemizde de bunu yapma imkanı var. Yeterince ziaraat mühendisimiz ve üniversitemiz var. Ama biz kolektif bilgi kullanmayı bilmiyoruz. Mesela bizde birisi bir makama gelince her şeyi o biliyor zannediliyor. Ben her şeyi bilirim diyen insanlar da var. Her şeyi bilmiyorsun kusura bakma. Her şey bilip bu ülkede bir yer tuttuğun zaman ülkene zarar veriyorsun sadece.”
Futbolda Belediye Takımları
“Benim gördüğüm kadarıyla yayıncı kuruluşta kulüplerden, sahadan, zeminden, bizim sürekli kavga etmemizden memnun değil. Karşılıklı memnuniyetsizliklerin nedenine bir örnek. Bir havuz düşünün. Yedi yerden su geliyor. Bunun üç yerinden pis su gelirse; pis suyla temiz su aynı havuzun içerisinde birleşiyor. Ve artık siz ‘Ben vallahi temiz taraftan akıyorum!’ diye söyleyemezsiniz. Futbol iklimi bizde bu. Biz bu iklimi değştirmeden ne yayıncıyla ilgili ne transferlerle ilgili sorumlarımızı ne de dekonomiyle ilgili sorunlarımızı çözmeyiz. Şimdi diyelim biz her takım olarak 1 Milyar Dolar alalım yayıncıdan. Ne yağacağımızı söyleyim mi? En ucuz oyuncumuz 75 Milyon Dolar alıyor olacak. Biz kişisel grup rekabetimizden dolayı Avrupa’da 100 Bin Euro’ya iş bulamayan Türk oyunculara biz burada kısıtlamalardan dolayı 2-3 Milyon Dolar ödemek zorunda kaldık. Şimdi diyeceksiniz ki vermeyin. Bir taraf ta bir dernek diğer tarafta şirket öteki tarafta da derneklerin kurduğu şirketler var. Ve bir de futbolun sosylojik tarafı var. Bir şehirde belediye başkanı çıkıyor gücünü kullanarak kulübe çeşitli yardımlarda bulunuyor. Diyelim 10 Milyon Euro para buluyor. Peki ne oluyor o 10 milyon euro? Bana karşı kullanıyor. Bende küme düşüp rekabeti kaybetmemek için borçlanma yoluna gidiyorum. Demin dediğim gibi parça parça hiçbirini çözemeyiz. Bu sorunu çözmek istiyorsak bu gecekonduyu yıkmamız ve yeni bir yer yapmamız lazım buraya. Bunu bütünüyle yapmak zorundayız. Ben mesela 2. Lig’den de 1. Lig’den de çıkarken belediye takımlarıyla yarıştım. Burada bakıyorsun bilmem ne belediyesi diye göğüs reklamı var. Ama Karagümrük’ün göğsü boş. Şimdi devletin verdiği imkanlar bu. Devlet bir imkan sağalayacaksa herkese eşit şekilde sağlayacaktır ve sağlamalıdır. Çünkü ben de bu devletin bireyiyim bir paçasıyım. En azından onlar kadar bende devletime, milletime, hükümetime bağlıyım. Belediyeler futbola destek olucaksa stat yapsınlar, amatörlere destek olsunlar. Profesyonel spora da destek olsunlar stat ve tesis yaparak.”
Niye Oyuncu Yetişmiyor?
“Türk takımlarının oyuncu yetştirme olasılığı söz konusu bile değil. Herkes bize kızıyor alttan çıkarın diye. Bu mandalina alır gibi bir şey değilki. Futbolcu yetiştirmek ülke sporunun politikasıyla ilgili bir şeydir. 140 tane profesyonel kulüp var. Hepsinin altyapısı iyi de olsa futbolcu çıkartamazsınız. Sizin çocuklarınız semtte. Semtte var mı saha? Yok. Okula gidiyor orada fiziki koşullar var mı? Peki nerede hazırlanacak bunlar? Ben altyapıda 20 kişiden 6 yaş grubu kursam 120 futbolcu yapar. Hadi diyelim 200 tane. Şimdi Amerika’da 10 bin okul takımı var. Bizde çocuklar saat 4’te okuldan çıkacak ve nerede antrenman yapıcak? Bir de İstanbul trağinde nasıl gidecek? Ülke nüfusumuzun yarısı büyükşehirlerde yaşıyor. Sonra sabah 6’da nasıl kalkacak? Bütün bunları konuşmadan birisi çıkıyor televizyona ve ‘Altyapıdan çıkarın kardeşim bak!’ diyor. Mesela Trabzonspor çıkarmış diyorlar. Hiçbir şey yokken çıkarmak başka bir şey olanı çıkarmak başka bir şey. Bizim altyapı olarak en iyimiz Altınordu Kulübü var değil mi? Peki 20 yılda kaç uluslarası düzeyde oyuncu çıktı? Dört. Şimdi biz bunu 24 yapalım. İzmir en yetenekli bölgemiz. Bir okulun bahçesini seyretsek daha fazla oyuncu buluruz, yetenek konuşuyorsak başka çıkartmak başka bir şey. Çıkartmak, oynatmak, yetiştirmek, rekabet ettirmek ve bir yere sunmak. Çocuk nerede olur? Okulda veya semtinde. İkisinde de fiziki koşullar yok şu anda bizde. Böyle bir yerde şimdi diyorlarki ‘Yabancı kısıtlansın, yerli çıkarın!’”
Yayıncı Kuruluşla Sıkıntı
“Burada kulüplerin yayıncı kuruluşla ve bizim ekonomimizle ilgili en büyük sıkıntı görüşmelerin birçok kısmında olmamamız. İstediğimiz bilgilerle donatılmadık. Şeffaf olmamız lazım. Ne oluyor? Hangi sorunları yaşıyoruz ve neden yaşıyoruz.? Neden kulüpler ve yayıncı kuruluş zarar ediyor? Bir kere bu ortada mı değil. İkincisi konumuzu tam tartışamamışız olmamız. Dünyada perdemi var biz zarar ettiğimiz gibi ülkedeki herkes de ediyor. Zarar etmeyen tek sektör ne biliyor musunuz? Futbolcular. Profesyonel Futbolcular Derneği Başkanı çıktı açıklama yaptı. ‘Bir kuruş bile indirim yapmayız’ diye. Niye? Garson, Doktor, Mühendis, Avukat zarar etti. Devlet vergiden zarar etti. Futbolcu niye etmez?. Bu dünyada ortak yaşıyorsak taşın altına elimizi koyma zorunluluğumuz var. Ben Trabzonspor’a ilk başladığımda tv gelirimiz 600 Bin Dolar’dı. Bizim için önemli olan şey şu: biz ne kazanacığımızı ve ne harcayacağımızı bilelim. Ben Süper Lig’e çıktım 10 Lira alacağım diye. Bir baktım 21 takım olmuş. Başka şeyler gelmiş. Başka bir dava kaybedilmiş ve 80 Milyon Dolar kesiliyor. Mesela bir yıl almadığım para benden kesiliyor. Bir iki yıl önceden. 10 lira var iken elinde şimdi 5 lira var!”
Korsan Kulüplere Zarar Veriyor
“Biz yeni Kulüpler Birliği yönetimi olarak korsan yayını engellemek için Kültür ve Turizm Bakanımıza gittik. Ahlaklı olmak zorundayız. Korsan izlemeyin. Korsan yayının devamı bize, kulüplerimize ve sizin tuttuğunuz takımlara zarar veriyor. Herkes bir yolunu bulupta hırsızlık yaparsa biz bu dünyada yaşayabilir miyiz? Almanya’da bir amatör maça gitmiştim. Etrafta hiç tel örgü falan yoktu. Orman bir arazinin içererisinde bir saha var ve bir tane de küçük soyunma odası var. Herkes oturmuş piknik havasında maç saatini bekliyordu. Kız geldi, küçük bir masayı çıkartıp ortaya biletleri koydu. Bütün herkes sahanın kanarından kalktı, geldi ve kuyruğa geçip bilet aldı. Onları engelleyecek hiçbir şey yok bilet almamak için. Ama bu bir kültür. Kaç sene önce yaşadım ben bunu. 30 sene. Toplumda erdemlerimiz değişmiş. Biz böyle erdemsiz toplum değilizki. Biz aslında soylu bir milletiz. Milliyetçilik ‘Şehitler ölmez, vatan bölünmez!’ diye bağırmakla da olmuyor. Vatanına sahip çıkarak oluyor. Bizim dedelerimiz anlatırlardı insanlar dükkanlarını kapılarını açık tututarlarmış. Biz böyle bir milletin soyundan geliyoruz. İnsanların bir şey aldığında parasını oraya bırakır giderlermiş. Soylu bir milletin çocuklarıyız. Ama son 20-25 yılda bize ne olduyu gerçekten oturup tartışmamız lazım. Ne oldu da biz bu hale geldik. Galatasaraylıyla Fenerbahçeli, Fenerbahçeliyle Beşiktaşlı, Beşiktaşlıyla Karagümrüklü birbirini severken ne oldu da biz şimdi birbirimize en garez küfürleri ediyoruz. Bizim Galatasaray maçında sosyal medyada birisi yazmış. Ben hiç bakmıyorum eşim söyledi. İnşallah demiş topunuz korona olursunuz veya kaza geçirirsiniz. Niye Galatasaray’a puan kaybettirdik diye. Bir insan evladı böyle bir duygu taşıyabilir mi. Veya bu duyguyu taşıyorsa bi insan bu insanın toplum içinde yaşamasına müsaade edilmeli mi. O yüzden yayıncı, biz, kulüplerimiz devletimiz, sporcularımız bütün sorunlarımızı ancak oturup konuşarak ve gerçekten futbolun menfaatlerini düünerek yapabiliriz. Kulüpler Birliği’nde Fenerbahçe’nin beyaz dediğine Galatasaray bu siyahtır deme zorunluluğu hissederse biz sorunlarımızın hiçbirini çözemeyiz.”
Vicdanı Fahişeleşenler
“Mesela taraf tutan yorumcu diyorki ‘Galiba koluna kafa attı!’ Allah’tan kork! Bu kadar mı vicdanın fahişeleşti. Bir futbolcu gider birinin koluna kafa atar mı. Niye söyleyemiyorsun burada penaltı var diye? Sosyal medyadan tepki gelecek diye. Sen sosyal medyanın tepkisinden korkuyorsan bende, doktorda, mühendiste, poliste, askerde savcıda korkuyor. O zaman onların adaletsizliğinden ve kötülüğünden şikayet etme hakkın yok. Çünkü herkese kötü diyoruz değil mi? Bu insanlar kim bizim ağabeylerimiz, kardeşlerimiz, eşimiz çocuğumuz, babamız. Eğer onlar kötüyse biz de kötüyüz. Bu hakemlerde bizim çocuklarımız. Naıl bir sistem oluştuyoruzki bunlar bu hale gelmiş. MHK başkanları gidiyor geliyor, gidiyor geliyor. Kulüpler Birliği olarak bu konuda da bir çalıştay yapmak istedik. Federasyonu, Merkez Hakem Kurulu ve başkanları, futbolun hakim insanları her şey sürekli değişiyor ama değişmeyen tek şey bizim hakem konuşmamız. 30 sene öncede konuşuyorduk şimdi de konuşuyoruz. Gelin Buna beraber çözüm bulalım. Daha masaya oturamadık. Çünkü sen her şeyi kendi anlık çıkarın için düşünüyorsun. O zaman gücü yeten gücü yetene küfür edecek, gücü yeten gücü yetenin elindeki ekmeği alıcak. Elindeki başarıyı alacak!”
Hakemlik Profesyonelleşmeli
“Ben 1993 yılında televizyonda ‘Hakemlik profesyonelleşmeli’ dedim. Bana güldüler. Uzaylı muamelesi yaptılar. Dediler ki ‘Önce Avrupalılar yapsında sonra biz bir görelim!’ ‘Kuran’da mı yazıyor?’ dedim önce Avrupalılar sonra Türkler yapar diye. Önce biz yapalım. Şimdi bugün geldiğimiz bir nokta var. Bunun dünyadaki örnekleri belli. Hakemlik bu şekilde yönetilemez. Tamamen yöneticisi dahil profesyonel olmak zorunda. Ve denetlenebilir olmak zorunda. 40’a yakın hakemimiz var. Bunların içinde 15 yıldır Süper Lig Hakemliği yapan var. 15 yılda 10 tane maç yöneten hakem var. Hiç büyük maç yönetmemiş hakem var. Hiç süper lig maçına çıkmamış hakem var. Her sene 5 maç almış hakem 15 sen üst klasmanda tutulur mu. Bu iyiyse maç verin. Kötüyse gönderin yerine başkasını alın ama onun torpili bunun torpili şunun tanıdığı bilmem nesi diye ne maç vermeye güvenipte maç verebiliyorlar ne de aşağıya inddirirebiliyorlar. Bende var listesi.”
İlkel Gözlemci Sistemi
“Sen böyle bir iklim oluşturduğunda yorumcunda sporcunda yöneticinde bu şekilde oluyor. Hepsi iklimden kaynaklı. Şimdi gözlemci sitemi. Böyle bir ilkel bir sitem ve düzen olur mu? Bunu değiştirmek zorundayız. Niye değiştirmiyorsun. Çünkü güç odakları yer kaybedecek. Ederse edecek hiç bir makam kalıcı değilki. Dünyada başbakanlar, cumhurbaşkanları, padişahlar ve krallar değişiyor. Günün sonunda isteyerek veya istemeyerek bir makamdan ayrılacaksınız. Önemli olan vatanseverseniz o işin doğru yürümesi. Şimdi senin sistemin ve maç izleme yöntemin eskimiş. Premier League’de nasıl izliyorlar biliyor musun? Biliyorsun da niye yapmıyorsun? Şimdi diyorlar Premier League’de hata olmuyor mu? Oluyor Bunsdesliga’da da oluyor ama sen hiç orada maçın 1. dakikasından 90. dakikasına kadar hakem bütün gri pozisyonları bir takımın lehine çalmıyor. Penaltı, ofsaytı ve kırmızı kartı görmemesi anlaşılabilir bir şeydir. Bunu anlamamakta sorun yok ama sen bunu yaptığın zaman ben senin niyetinden şüphe duyduğum için verdiğin tacı da faulude korneri de konuşuyorum. Önce bu güvenilir atmosferi sağlamamız lazım. Peki bu güvenilir atmosferi nasıl sağlayacağız? Ne yapabilirsek biz sana inandırabiliriz? Bu insalar burada doğru iş yapıyor. Ortaya çıkan sitemi anlatırsın insanlara ve dersinki ‘Bu şekilde yetiştirip eğitiyor ve denetliyorum!’ Ve bu insanlarda görürki bunda bir art niyet yok. Eğitim ve denetleme düzgün olursa ve yeteneksizler gider de yetenekliler gelirse insanlar sana güvenir.”
Yasa Koyucu Sistemi Kurmalı
“Dünyanın her işi ve sektöründe kanunları ve yasaları uzmanları yapar. Peki bizim futboldaki yasalarımızı kim yapıyor. Nasıl oluyorda aynı olayda bir başkan 2 maç, biri 90 gün, diğeri 15 gün ve öbürü biri 1 yıl ceza alabiliyor? Şimdi sen aynı kuruldan bunu çıkardığın zaman kusura bakma benim sana saygım kalmayacak. Disiplin Kurulu ve Tahkim Kurulu’nun kararları, işlevi, yönetilme ve yönetme biçimi kabul edilebilir değil. Türkiye Futbol Federasyonu bir açıklama yapıyor. UÇK, Disiplin Kurulu ve Tahkim Kurulu bu açıklamanın lehinde veya eleyhiğnde tavır belirliyor. Her maça gidiyoruz. Her maçta da bizim medya ekibi protokol tribün de olanları çekiyor. Ben onları yayınlasam kimse yerinde oturamaz. Sonradan gelen cezalara ve gözlemci raporlarına bakıyorum. Şimdi sen temsilci ve gözlemci olarak Süleyman’a farklı Ahmet’e Mehmet’e farklı yaparsan ben sana karşı saygı duymam. Peki bizim ne yapmamız lazım. Şikayet mi etmemiz lazım. Hayır. Bizim düzeni ve sistemi kurmamız lazım. Kim koyucak bunu yasa koyucu. Yasa koyucu kim? Bilenler olmalı. Türkiye’de üzülerek söylüyorum bilenler istenmiyor, istenenlerde bilmiyor.”
Adil Olunursa VAR’a Gerek Yok
“Hangi sistemi koyarsanız koyun onu yöneten insansa ve onu yöneten insanın erdemleriyle ilgili sorunu varsa o sistem işlemez. Burada diyor mesela ‘Ben öyle gördüm!’ Koluna kafa attığı diyen yorumcu da olduğuna göre bunu diyen hakemde oluyor. ‘Öyle gördüm’ diyor öyle görmek istiyor. Önemli olan insanımız. Çıplak gözle yönetsinler. Hiç VAR’a da gerek yok. Adil olduğu zaman bir sene ben kaybederim bir sene ben şampiyon ourum. Genel anlamda VAR’ın katkısı var. En azından şu ofsayt kısmını kısmende olsa çözdük. Artık oftsayttan gol gol yemiyorsun. Bizim büyük (!) kulüpler şöyle düşünüyor hakemler bütün kaybettikleri maçlarda Anadolu takımlarını tutuyor. Çünkü her maçta onlar bağırıyor, antrenörleri bağırıyor, oyuncuları tehdit ediyor. Ben kulübeden geliyorum ve o hakemlere neler söylediklerini bizzat ben duydum. O lafların üçte birini bir Anadolu takımının görevlisi söylese futboldan men yer. Başkanları, yöneticileri, yorumcuları ve milyonlarca taraftarlarıyla bağırıyorlar. Ne diyorlar? Niye biz bu maçı kazanamadık! Adalet istemiyorlar! Fenerbahçeli olan diyorki Galatasaray’a daha çok yapıyorsunuz. Galatasaraylı olan da Fenerbahçe ve Beşiktaş’a daha çok yapıyorsunuz! Yani adaletsizlikten pay istiyoruz kimse kusura bakmasın. Bu böyle olmaz. Adaletten pay istemeliyiz. Mesela bir maçtan sonra ipe sapa gelmez bir açıklama yaptım. Yorumcular benim taraftarımdan, medyamdan ve futboldaki gücümden korkmayıp doğru yorum yaparsa ikinci defa aynı konuşmayı yapamazsın. Veya toplum doğru yorum yaparsa. Yapmıyorlar. O gücü biliyorlar çünkü. Ben konuşursam 500 kişi daha konuşacak.”
Güç Odakları Korkuyor
“TFF seçiminde Süper Lig kulüplerinin her birinin yedi, 1. Lig kulüplerinin iki tane delegesi var. Diğer kulüplerinde başkanları ile diğer taban birlikleri, antrenörler ve hakemler var. Çoğulcu olmasından yana hiçbir sorun yok. 2 olan 3’e 4’e çıkabilir o tartışılabilir fakat önemli olan bu kararların nasıl alındığı. Futbol Federasyonu yönetim kurulu ile Tahkim Kurulu veya Disiplin Kurulu’nu hangi kriterlere göre seçiyoruz? Bunu konuşmamız lazım. Bu seçtiğimiz kriterler beni bir kulüp başkanı ve futbolsever olarak tatmin etmiyor. Bugün futbol başka bir ihtiyaça ve amaca hizmet ederken 50 sene önce başkaydı. Bugün biz bazı şeyleri maalesef kaldıramıyor ve değiştiremiyoruz. Çünkü bunu yapmak istediğimiz zaman güç odakları kendi yerini kaybetmekten korktuğu için buna engel oluyor.”
Şemayı Kulüpler Çizmeli
“Bu organizasyon şemasını futbolu oluşturan kulüpler ve klulüplerin içerisindeki sporcular, antrenörler ve çalışanlar çizecek. Çünkü kanunlar ihtiyaclara göre yapılır. Mesela dünyanın hiç bi yerinde olmayan ot yakma kanunumuz vardı bizim. Çünkü biz birisini sevmediğimizde gider tarlasınını yakarız. O gün öyle bir ihtiyaç vardı ot yakma kanunu koydun bugün başka bir şeye ihtiyaç var onu koyman lazım. İhtiyaçlara göre yaptığın zaman sorun yok. Sorunu zaten buluruz. Birinci de olmazsa ikinci de buluruz. Bu ihtiyaçlara göre yapmamız lazım. Kim yapıcak bunu? Bu işin sahipleri. Onlar kim? Kulüpler. Ama işte kulüplerin yetkisi olmadığını anlatmaya çalışıyorum. Ben ne ortaya çıkartırsam çıkartayım sıfır yetkim var. Çünkü kulüpler birliği A.Ş. yok. Konuşmaktan ve iyi niyetten başka yapabileceğim bir şey yok. Çünkü pazarlamada davul benim sırtımda tokmak başkasının elinde. Bir karar çıkıyor. 9 yabancıyla oynarsın. Yarın 15 ile de 7 ile de oynayabilirsin diye karar çıkabilir. Yabancı kesinlikle serbest bırakılmalı. Kendi çocuklarımızı geliştirmek istiyorsak eğitimleri ve Avrupa ile dünyadaki insanlarla rekabet etmesi için onları yetiştirmemiz lazım. Bizim çocuklarımızın yetişip yetişmemesi yabancı sayılarıyla ilgili değil.. Türkiye’de hiç yabancı oyuncu yokken biz İngiltere’den 8 yerdik. Bugün 2 tane Türk çocuğu stoper var. Bonservislerini 100 Milyon Euro’ya alamazsın. Futbolcunun yabancısı yerlisi, genci yaşlısı olmaz. İyisi kötüsü olur.”
Duruma Göre Mevzi Alanlar
“Milli takımımız maç kazanıyor diyorlarki şöyle olsun, kaybediyor böyle olsun. Neden? Çünkü gidiyorlar Cumhurbaşkanımıza yabancı çok ondan yenidik veya yabancı az o yüzden Avrupa ile rekabet edemiyoruz diye konuşuyorlar. Duruma göre mevzii alıyorlar. Bu çok yanlış. Arttı bundan da en çok nemalanan kişi benim. 200-300 Bin Euro etmeyecek oyuncular 5-6 Milyon Euro bonservis parasıyla transfer oldu. Bu doğru değil. Rekabet etmek istiyorsak biz kendi çocuklarımızı yetişerceğiz. Bu o kadar.” 

Bu haber toplam 308 defa okunmuştur
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler